Selülit ve cilt sıkılığının kaybı, neredeyse her kadının hayatının bir döneminde karşılaştığı son derece doğal durumlardır. Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Selülit bir hastalık ya da bir kusur değildir. Cildimizin hemen altındaki yağ hücrelerinin, cildi alt katmanlara bağlayan ve adeta bir ağ gibi saran fibröz bantların arasından dışarıya doğru taşmasıyla oluşan o meşhur "portakal kabuğu" görünümüdür. Yani aslında cildin yapısıyla ilgili bir durumdur ve sadece kiloyla doğrudan bir bağlantısı yoktur. Zayıf kişilerde de aynı şekilde görülebilir.
Cildin sıkılığını kaybetmesi ise zamanın en doğal etkilerinden biridir. Cildimizi bir binanın iskeleti gibi ayakta tutan iki temel yapı taşı vardır: kolajen ve elastin. Bu proteinler cildimize esnekliğini, diriliğini ve o gençlik dolgunluğunu verir. Ancak yaşla birlikte ani kilo alıp vermelerle veya hormonal değişimlerle bu değerli proteinlerin üretimi yavaşlar. Mevcut olanlar da zayıflar. Sonuç olarak ciltte bir gevşeme, elastikiyet kaybı ve sarkma meydana gelir. Çoğu zaman selülitli bir bölgede aynı zamanda cilt gevşekliği de bulunur, bu yüzden bu iki durumu birlikte ele almak en doğru yaklaşımdır. Peki bu duruma yol açan başlıca etkenler nelerdir?
Vücut şekillendirme ve selülit tedavisinde artık tek bir yönteme bağlı kalmıyoruz. En etkili sonuçları, kişinin cilt yapısına, selülitin derecesine ve beklentilerine göre oluşturulmuş kişisel tedavi planlarıyla alıyoruz. Bu planlar genellikle birkaç farklı teknolojinin gücünü birleştirmeyi içerir. Amaç sorunun farklı katmanlarına aynı anda müdahale etmektir. Cerrahiye gerek kalmadan, konforlu bir şekilde uygulanan bu yöntemler cildin kendini doğal yollarla onarmasını ve yenilemesini tetikler.
Tedavilerde temel prensip, cildin alt katmanlarını kontrollü bir şekilde uyararak kolajen üretimini harekete geçirmek ve dolaşımı canlandırmaktır. Bunu, cilde dışarıdan uygulanan farklı enerji türleriyle başarıyoruz. Örneğin radyofrekans veya odaklı ultrason gibi sistemler, cildin derin dokularına akıllı bir ısı enerjisi gönderir. Bu ısı, hem mevcut kolajen liflerini anında sıkılaştırır hem de vücudun kendi onarım mekanizmalarını devreye sokarak yeni ve sağlıklı kolajen üretimini başlatır. Bir diğer etkili yöntem olan akustik dalga terapisi ise cilde gönderdiği güçlü ses dalgalarıyla selülite neden olan sertleşmiş bağ dokuyu yumuşatır ve dolaşımı hızlandırır. Bölgesel mezoterapi uygulamalarında ise cildin ihtiyacı olan vitamin ve mineraller, dolaşım düzenleyiciler doğrudan sorunlu bölgeye küçük enjeksiyonlarla verilir. Günümüzde başvurduğumuz başlıca modern ve konforlu yöntemler şunlardır:
Tedavi sonrası süreç belki de bu modern yöntemlerin en sevilen yanıdır. Çünkü işlemlerin ardından sizi bekleyen özel bir iyileşme dönemi yoktur. Seansınız biter bitmez kalkıp günlük hayatınıza, işinize veya sosyal aktivitelerinize rahatlıkla devam edebilirsiniz. İşlem yapılan bölgede bazen hafif bir pembelik veya hassasiyet olabilir ama bu durum birkaç saat içinde tamamen geçer. Yani öğle arasında bile yaptırabileceğiniz kadar konforlu uygulamalardır.
Elbette sonuçları görmek için vücudunuza biraz zaman tanımanız gerekiyor. Bu tedaviler, cildin kendi kendini onarma sürecini başlatan birer tetikleyicidir. Tıpkı bir tohum ektikten sonra çiçeğin açmasını beklemek gibi, vücudun da yeni kolajen üretmesi ve dokuyu yeniden yapılandırması zaman alır. İlk olumlu etkileri birkaç hafta içinde görmeye başlarsınız ancak nihai ve en belirgin sonuçlar genellikle ikinci ve üçüncü aylarda ortaya çıkar. Bu süreç boyunca cildinizdeki sıkılaşma ve pürüzsüzleşme artarak devam eder.
Elde ettiğimiz güzel sonuçları korumak ve daha da ileri taşımak için size de bazı görevler düşüyor. Unutmayın bu bir ekip işidir ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları tedavinin kalıcılığını doğrudan etkiler. Bu süreçte hayatınıza dahil etmeniz gereken birkaç basit ama etkili alışkanlık var.
