Vücudumuz, özellikle hızlı kilo değişimleri, hamilelik veya yaş almanın doğal bir sonucu olarak elastikiyetini kaybedebilir. Cildin altındaki destek dokusunun zayıflamasıyla ortaya çıkan bu gevşek ve sarkık görünüm, pek çok kişiyi rahatsız eder. Torr Radyofrekans Cihazı, tam da bu noktada devreye giren, cerrahi bir kesi olmadan cildi içeriden sıkılaştırmayı ve toparlamayı hedefleyen yenilikçi bir teknolojidir. Bu sistemi, cildin kendi kendini onarma mekanizmasını akıllıca kullanan bir yöntem olarak düşünebiliriz.
Temelde iki farklı enerjinin birleşiminden güç alır. Birincisi, hepimizin aşina olduğu Radyofrekans enerjisidir. Bu enerji, cildin alt katmanlarına kontrollü bir ısı göndererek oradaki kolajen liflerini uyarır. Bu ısı, bir yandan mevcut liflerin anında büzüşerek sıkılaşmasını sağlarken, diğer yandan vücuda "burada bir onarım gerekiyor" sinyali gönderir. Böylece cildin temel yapı taşları olan yeni ve taze kolajen üretimi tetiklenir. İkinci enerji ise Plazma enerjisidir. Bu odaklanmış enerji, sıkılaşma etkisini çok daha belirgin hale getirerek tedavinin etkinliğini artırır. Bu ikili etki sayesinde cilt, zamanla daha sıkı, pürüzsüz ve genç bir görünüme kavuşur. Vücut şekillendirmede sıklıkla tercih edildiği başlıca bölgeler bulunur:
Uygulamanın yaygın olarak yapıldığı alanlar şunlardır:
Bu uygulama, hastanın konforunu ve güvenliğini en üst düzeyde tutan, özenle planlanmış adımlardan oluşur. Süreç cerrahi bir operasyon olmamasına rağmen klinik ortamda, steril şartlar altında gerçekleştirilir. Her şeyden önce, beklentileri anlamak ve en doğru tedavi planını oluşturmak için detaylı bir ön görüşme yapılır. Tedavi edilecek alanlar belirlenir ve cilt üzerine hassas çizimler yapılır.
İşlem günü, uygulama yapılacak bölge ilk olarak özel solüsyonlarla tamamen temizlenir. Ardından, işlemin tamamen ağrısız ve konforlu geçmesi için bölgeye lokal anestezi uygulanır. Anestezinin etkisi başladıktan sonra, cilt yüzeyinde neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük, milimetrik giriş noktaları oluşturulur. Torr cihazının ucunda bulunan son derece ince bir kanül (prob), bu noktalardan cilt altına nazikçe ilerletilir.
Cihaz çalıştırıldığında, bu kanül aracılığıyla radyofrekans ve plazma enerjisi, doğrudan gevşekliğin olduğu hedef dokulara iletilir. Bu enerji, cilt altında kontrollü bir şekilde yayılarak sıkılaşma sürecini başlatır. Uygulama boyunca tüm enerji seviyeleri ve cilt sıcaklığı anlık olarak takip edilir, bu da işlemi son derece güvenli kılar. İşlemin süresi, bölgenin büyüklüğüne göre değişmekle birlikte genellikle bir veya iki saat içinde tamamlanır. İşlem bittiğinde, açılan giriş noktaları dikiş gerektirmeden kendiliğinden kapanır ve üzerleri küçük bir bant ile kapatılır.
İşlem sonrası dönem, genellikle hastalar için oldukça rahat geçer. Klasik bir ameliyat sonrası yaşanan zorlu iyileşme süreçleri burada söz konusu değildir. Ancak tedaviden en iyi sonucu alabilmek için uyulması gereken bazı basit ama önemli kurallar vardır. İşlemden hemen sonra uygulama alanında hafif bir şişlik, ödem ve hassasiyet olması beklenen bir durumdur. Bu durum vücudun iyileşme sürecini başlattığının bir işaretidir ve birkaç gün içinde büyük ölçüde geriler.
İyileşme döneminde dikkat edilmesi gereken bazı önemli noktalar bulunur:
Sonuçların ne zaman görüleceği ise en çok merak edilen konudur. İşlem sırasında bir miktar sıkılaşma hissedilse de bu sadece başlangıçtır. Asıl ve kalıcı sonuçlar, vücudun yeni kolajen üretmesiyle ortaya çıkar. Bu biyolojik süreç hemen olmaz, zaman ister. Genellikle ilk ayın sonunda belirgin bir toparlanma fark edilir ve bu iyileşme 6. aya kadar artarak devam eder. Dolayısıyla nihai sonucu görmek için sabırlı olmak çok önemlidir. Cilt, her geçen gün kendini içeriden onarmaya ve sıkılaşmaya devam edecektir. Sağlıklı bir yaşam tarzı ve kilo kontrolü ile elde edilen bu estetik görünüm, uzun yıllar boyunca kalıcılığını koruyabilir.
